14 Ekim 2010 Perşembe

DÖVÜŞ KULÜBÜ FİLM REPLİKLERİ


Dövüş kulübü içinde geçen her diyalog bir replik ve yaşam tarzı. FilMdeki metnin tamamını paylaşsak, sanırım daha doğru yapmış olabilirdik. :) Ama, tabii ki elimizden geldiğince kısaltmaya çalıştık. Yorumlarınızla, istediğiniz düzeltmeleri veya eklemeleri yapabiliriz.



******Ancak Her Seyini Kaybettigin Zaman, Caninin Istedigini Yapmakta Özgür Olabilirsin ..!



  
******Popona tüğ yapıştırmak seni tavuk yapmaz...


******Sahip Oldukların, Sonunda Sana Sahip Olur...


******Omlet yapmak için, yumurtayı kırman gerekir




Filmde Geçen Sabun Hikayesi: Eski zamanlarda insanlar kurban edilirdi ve cesetleri bir tepeye yığılarak yakılırdı.  Aylar geçer yağmurlar geçer ve yağmurla birlikte tepelerden beyaz hamurumsu bir sıvı akardı. Biliyor musun eski insanlar çamaşırlarını nehirlerin beyaz sıvıyla buluştuğu yerde yıkadıklarında, çamaşırların daha iyi temizlendiğini öğrendiler.
Bu sabundu.
Ürün testlerinde kullanılan hayvanları düşün.
Uzaya fırlatılan maymunları düşün.
Anlaman gereken şu; tarihte ilk sabun kahramanlardan yapılmıştır.
Onlar ölmeseydi, onlar acı çekmeseydi, onlar kurban edilmeseydi, bugün hiç bir şeyimiz olmazdı.



DÖVÜŞ KULÜBÜNDE GEÇEN KONUŞMALAR


" Herşey Suretin, Suretinin Sureti... "

" Derin Uzay Araştırmaları Hızlanınca, Herşeyin İsmini Şirketler Koyucak..
(IBM Yıldızı, Microsoft Galaxisi, Sturbucks Gezegeni) "

  " Her Gece Ölüyor, Her Gece Yeniden Doğuyordum.. Yeniden.. "

" Marla; Büyük Turist. Onun Yalanı, Benim Yalanımı Yansıtıyordu.. "

  " İnsan Uykusuzluk Çekerken; Aslında Hiç Uyumuyor Ve Hiçbir Zamanda Uyanık Duramıyor.. "

  " Hala Burdayım.. Ama Ne Kadar Sürer Bilmiyorum.. Bu Konuda Kimse Bişiy Söylemiyor Ama İyi Bi Haberim Var..
Artık Ölümden Korkmuyorum.. Şu Anda Bayaa Yalnız Bi Yerdeyim.. Kimse Benimle Sevişmiyor..
Sona Bu Kadar Yakınken Tek İstediğim Son Bi Kez Sevişmek..
Dairemde Ponro Filmler, Kayganlaştırıcılar Ve Emunitrit Var.. "

  " Eğer Bi Tümör'üm Olsaydı; Adını Marla Koyardım.. Marla!! Damağındaki O Küçük Çizik..
Dilinle Oynamasan Hemen Geçer.. Ama Duramıyosun.. Oynuyosun.. "

  " Marla'nın Felsefesi Her An Ölebileceğiydi.. Asıl Trajedi ÖLMEMEM !! Diyordu.."

" Gittiğim Her Yerde Tek Porsiyon Hayat Var.. Tek Porsiyon Şeker, Tek Porsiyon Krema, Tek Porsiyon Tereyağ.. "

  "-ne yapıyorsun?
  -nasıl yani?
  -yani... mesleğin ne?
  -neden sordun? ilgiliymiş gibi davranmak için mi?
  -ehi eho
  -gülüşünde iğrenç bir çaresizlik var......... sabun
  -ne?
  -sabun yapıp satarım. medeniyetin tartışılmaz ölçüsü "

  " -sorundeğil
   -ben de kalacak bi otel bulayım bari...
   -ne?
   -ne ne?
   -otel mi?
   -evet.
   -sorman yeterdi..
   -nasıl yani?
   -kalacak bir yere ihtiyacın yoksa beni neden aradın?
   -hayır hayır! o yüzden aramadım!
   -evet o yüzden aradın
   -ama...
   -giriş faslını kes ve ne soracaksan sor
   -bu sorun yaratır mı?
   -sorman yaratıyor mu?
   -evinde kalabilir miyim?
   -evet. "


" Eşit Miktarda Benzin Ve Portakal Suyunun Napalm Yaptığını Biliyor muydun ? "

  " Bir Görgü Kuralı Sorusu.. Gecerken Sana Popomu mu Göstericem, Önümü mü ?"

  " Bir Dildo Asla Sizin Dildonuz Değildir.. "

  " Biz Tüketiciyiz.. Tutkulu Bi Yaşam Tarzının Yan Ürünleriyiz.. Cinayet, Suç, Fakirlik..
Bunlar Beni İlgilendirmiyor.. Benim İçin Önemli Olan Magazin Dergileri,
500 Kanallı Televizyonum, İç Çamaşırımda Kimin Adının Yazdığı.. "

  " Sahip Oldukların, Sonunda Sana Sahip Oluyor.. "

  " Yara İzim Olmadan Ölmek İstemiyorum.. "

  " Ben Jack'in Öd Kesesiyim.. Ben Olmadan Jack Yağlarını Sindiremez.
Tansiyonu Nabzı Ve Tüm Düzeni Alt Üst Olur.. Ben Jack' in Meme Ucuyum.. "

" Biz Kadınlar Tarafından Büyütülmüş Bi Nesiliz.. Aradığımız Şeyin Başka Bi Kadın Olduğunu Sanmıyorum.. "

  " Dövüş Kulübünün İlk Kuralı: Dövüş Kulübünden Söz Etmemektir..
   Dövüş Kulübünün İkinci Kuralı: Kimseye Kulüpten Söz Etmemektir..
   Dövüş Kulübünün Üçüncü Kuralı: Biri Pes Derse, Sakatlanırsa ya da Bayılırsa; Dövüş Sona Erer..
   Ve Dördüncü Kural: Yalnızca İki Kişi Dövüşür..
   Beşinci Kural: Dövüşler Teker Teker Yapılır..
   Altıncı Kural: T_Shirt Ve Ayakkabı Yok..
   Yedinci Kural: Dövüş Gerektiği Kadar Sürer..
   Sekizinci Ve Son Kural: Eğer Bu Dövüş Kulübünde İlk Gecenizse; Dövüşmek Zorundasınız.. "

  " Beynime Bi Silah Daya Ve Duvarları Beynimle Boya.. "

  " Anaokulundan Beri Böyle Sevişmemiştim.. "

  " Mülkümü Yok Ederek Beni Özgür Bırakan Kişi, Kendimi Bulmamı Sağladı.. "

" Medeniyetin Gittiği Bu Yönde, Maddi Eşyaların Önemini Reddediyorum.. "

" Burda, Yaşıyan En Güçlü Ve En Zeki Erkekleri Görüyorum.. Bu Potansiyeli Görüyorum.. Ve Hepsi Heba Oluyor..
Lanet Olsun, Bütün Bir Nesil Benzin Pompalıyor, Garsonluk Yapıyor Yada Beyaz Yakalı Köle Olmuş..
Reklamlar Yüzünden Araba Ve Kıyafet Peşindeler.. Nefret Ettiğimiz İşlerde Çalışıp Gereksiz Şeyler Alıyoruz..
Bizler Tarihin Ortanca Çocuklarıyız.. Bir Amacımız Yada Yerimiz Yok.. Ne Büyük Savaşı Yaşadık...
Ne de Büyük Buhranı.. Bizim Savaşımız Ruhani Bi Savaş.. En Büyük Buhranımız; Hayatlarımız..
Televizyonla Büyürken Milyoner Film Yıldızı Yada Rock Yıldızı Olucağımıza İnandık.. Ama Olmıycazz..
Bunu Yavaş Yavaş Öğreniyoruz.. Ve O Yüzden Çok Çok Kızgınız.. "

" Ben Jack'in İntikamıyım.. "

" Ben Jack'in Mahvedilmiş Hayatıyım.. "

  " Sizler İşiniz Değilsiniz.. Sizler Paranız Kadar Değilsiniz.. Bindiğiniz Araba Değilsiniz..
Kredi Kartlarınızın Limiti Değilsiniz.. Sizler İç Çamaşırı Değilsiniz..
Sizler Dünyanın Şarkı Söyleyip, Dans Eden Pisliklerisiniz.. "

" Sana Hiç Ulaşamıyorum Dimi ? "

  " Uzaya Fırlatılacak Maymun Gibi Hazır.. "

  " Peşinde Olduğun İnsanlar Muhtaç Olduğun Kişiler.. Yemeklerinizi Pişiriyoruz, Çöpünüzü Topluyoruz,
Telefonlarınızı Bağlıyoruz, Ambulanslarınızı Sürüyoruz, Uykunuzda Sizi Ko-ru-yo-ruz.. O Yüzden Bizimle Oynama.. "

  " Ben Jack'in Dışlanmışlık Hissiyim.. "

  " Babalarımız Bizim İçin Bi Tanrı Modeliydi.. Babalarımız Bizi Terk Ettiyse Tanrı Neden Etmesin ?
Tanrının Senden Hoşlanmadığı Olasılığını Düşünmelisin.."

  " Biz Tanrı'nın İstenmeyen Çocuklarıyız.. "

  " Elime Bi Tüfek Alıp, Türünü Korumak İçin Çiftleşmeyen Her Pandayı Vurmak İstiyorum.. "

  " Petrol Tankerlerini Açıp, Görmiyceem Fransız Sahillerini Kirletmek İstiyorum.. "

  " Güzel Bişiyleri Yok Etmek İstedim.. "

" Yaşamı Sevmemize Ramak Kalmıştı.. "

" Ben Jack'in Kırık Kalbiyim.. "

  " Tyler, Sen Başıma Gelen En Kötü Şey Oldun.. "

" Benim Kafam Değil Tyler, Bizim Kafamız.. "

" Beni Çok Garip Bir Dönemimde Tanıdın.. "

Tebrikler ! Dibe vurmaya bir adım daha yaklaştın.

 

 ***KONU BURADAN ALINTIDIR 

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------

***DÖVÜŞ KULÜBÜNÜN GENİŞ ÖZETİ VE AÇIKLAMALARI(ALINTIDIR)

Fight Club yani Türkçe adı ile Dövüş Kulübü; 1996 yılında yayımlanan Chuck Palahniuk’un kitabı ve1999 yılında David Fincher tarafından çekilmiş olanı, başrollerini Brad Pitt, Edward Norton ve Helena Bonham Carter’ın paylaştığı, sinema tarihinde kült olmuş aksiyon ve dramı içerisinde barındıran ödüllü bir film. Kült olması ya da değerlendirilmesi olarak ele alalım; verdiği mesajlarla belki de izleyenlerin izledikten sonraki hayatlarını yerinden şekillendirmelerini sağlayan bir film, özellikle günümüz toplumu üzerine getirdiği eleştirilerle adından fazlasıyla söz ettirdi. Ben de film üstünde bir şeyler karalamak istedim; aynı anda hem filmi anlatırken diyaloglar ve sahneler üstünden verilmeye çalışan mesajlar ve eleştiriye tutulan değerler üzerine de yorum yapmaya çalışacağım

Edward Norton’un canlandırdığı anlatıcı karakteri – filmin başı itibari ile gerçek adı hakkında hiçbir fikrimiz yoktur- insomnia rahatsızlığı olan, bir araba şirketinde uzman olarak çalışan yalnız bir adamdır. Şehirlerarası yolculuk yapmakta, şirketinin sattığı arabaların içinde olduğu kazaları incelemektedir. Daha önce uykusuzluk hastalığı olduğundan bahsetmiştik, zaten filmin başlarında kendisini Bob’un- daha sonra öldüğünde adının Robert Paulsen olduğunu öğreneceğiz- büyük fahişe göğüslerine kafasını yaslarken görüyoruz. Rahatsızlığı nedeni ile doktoruna acı çektiğini ve kendisine ilaç yazması gerektiği söyleyen anlatıcı, doktoru tarafından ağır hastalıklar geçiren ve yaşama umutları sayesinde ayakta kalmaya çalışan insanların terapilerine gitmesi istenir. Gerçekten de bu terapilere katılmaya başladıktan sonra anlatıcımız uyku düzenine kavuşur ve bebekler gibi uyumaya başlar, ta ki kendisi gibi başka bir turist ile aynı terapi seanslarında karşılaşıncaya kadar. Marla Singer; anlatıcımız gibi terapilere rahatsız olmamasına rağmen gelen biridir. Marla Singer toplum gözünde beş para etmez, bedavacı, kötü alışkanlıkları olan bir sigara bağımlısıdır. Bedava kahve ve çörek için bu terapilere katılan Marla, anlatıcımız tarafından afişe edilir ve bu şekilde tanışıklıkları devam eder. Devam etmeden önce anlatıcı ve Marla hakkında biraz daha detaya girmemiz, sonrası için daha faydalı olacaktır.

Anlatıcının bir şirkette uzman olarak çalıştığını söylemiştik.. Kendisi bir apartman dairesinin on beşinci katında oturmaktadır. Evinde lüks eşyalar, tam kadro yemek takımları bulunmakta, dergilerde gördüğü ilgisini çeken her şeyi alma meraklısı bir tüketici çılgınıdır. Filmin eleştirdiği konulardan birinin de tüketim toplumu olması yönünde ipuçları vermektedir anlatıcı. Pahalı İsveç mobilyalar, pahalı ev eşyaları, spor aletleri akla gelebilecek çoğu şey anlatıcımızın evinde mevcuttur. Anlatıcı kendisini anlatırken bu yönünü kuvvetle vurgulamaktadır; “zekice bir şey görürsem yin-yang şeklindeki bir kahve masası gibi, ona sahip olmalıydım”, ihtiyacı olmamasına rağmen tüketen bir bireydir hatta birey olmaya “ katalogları çevirip merak ederim, ne tür bir yemek takımı beni bir birey olarak tanımlar”.

Uykusuzluk sorunu olan anlatıcı aslında filmin başlarından itibaren Tyler Durden karakteri ile tanışmaya başlamakta ama gördüklerinden emin olamamaktadır. Tyler Durden’ın filmde çıktığı ilk yer aslında havaalanında anlatıcının arkasından geçerkenki sahne değildir. Anlatıcımız çalıştığı şirkette fotokopi çeken çalışanların arasında Tyler’ı görmeye başlar. İlk olarak filmin 04.05 dakikasında belirir. “ Uykusuzlukta hiçbir şey gerçek değildir, her şey çok uzak, her şey bir kopyanın kopyasının kopyası” ekranda o sırada ellerinde Starbucks’tan kahveleri ile fotokopi makinelerinin önünde aynı şekilde duran arada bir ellerindeki kahveleri içmek için kollarını kaldıran insanlar vardır ve tam bu sırada Tyler fotokopi makinesinin önünde belirmektedir. Daha sonrasında kamera anlatıcının çöp kutusuna çevrilir ve marka uzayından seçmeler gelir; “I.B.M. yıldız küresi, Microsoft galaksisi, Starbucks gezegeni”. Marka ve tüketim çılgını olan anlatıcımız bakalım kendisi hakkında başka ne demekte; “Eskiden porno dergilere bakardık, şimdi de Horchow koleksiyonu”. Kendisini bitmez tükenmez tüketim hırslı ile tatmin etmektedir, buna karşın binlerce dolar harcayarak aldığı eşyaların kendisine yararı, mastürbasyon dışında yoktur. Buzdolabında ketçap ve birkaç sos hariç hiçbir şey bulunmamaktadır. Evi ne kadar doluysa, buzdolabı o kadar boştur. Anlatıcının Tyler’ı tekrar görmesi 06.18 dakikada oluyor doktor ile terapi hakkında konuşurlarken yine tek kare olarak görünüyor ve bir sonraki görüşü de yine prostat kanseri olanların toplantısında 07.33 dakikada kendine yer buluyor.

Ve şimdi sırada Marla’da. Anlatıcımızın gözünde Marla daha sonra da Tyler onu kurtarmaya gittiğinde söylediği gibi değersiz yaşam formudur. Kendisi gibi toplantılara katılır, halka açık çamaşırhanelerden kıyafetleri alıp, ikinci el dükkânlarına satar. Ama buna rağmen yaşam felsefesi anlatıcıyı etkilemiştir; “Marla’nın felsefesi her an ölebilirmişsin gibi yaşamak”. Belki de Tyler ile Marla’nın yakınlaşması da bu yüzdendir. Tyler demişken, anlatıcı Marla’yı dumanlı bir sokakta gidişini izlerken tekrar görüyor, bu sahnenin zamanı da 12.35 dakika.

Anlatıcı mesleği gereği ölümle iç içe olması nedeni ile yaşamak ve ölmek ile ilgili güzel tespitlerde bulunuyor. “Bu sizin hayatınız ve zaman ilerledikçe bir dakika daha azalıyor”, ve “Hayat içerisindeki yeteri uzunluktaki bir yaşamdan sonra, herkesin hayatta kalma şansı sıfıra düşüyor”. Biraz daha kafa yorarsak, aslında anlatıcı hayatının sıradanlığının ve anlamsızlığının farkında ya da en azından bir şeyleri kafasında oturtmaya başlamış. Bir iş seyahati dönüşü hayali kahraman Tyler Durden ile tanışıyor ve sohbet ediyorlar. Anlatıcının söylediğine göre hayatı Marla ile değişse de, bana göre bütün olaylar Tyler ve sonrasında gizli.

Tyler ile aralarındaki ilk diyalog, havada seyir halinde bir uçağın olası bir düşme durumunda olacaklar ile ilgili. Acil durum için verilen resimli talimatlardan konu açılır “30000 feette çıkış kapısı prosedürü, güvenlik düşü”. Sistem öyle bir hal almıştır ki, her şeyin kontrolümüzde olduğu izlenimi verir, ama gerçekte hiçbir şey bizim kontrolümüzde değildir. Burada kadercilikle ilgili görüşler yer almaktadır, daha doğrusu eninde sonunda ölecek olmamız ve hayatlarımızı ne kadar kontrol etmeye çalışsak da aslında gerçeğin ölümden başka bir şey olmadığı.

“Tyler: Uçaklara neden oksijen maskesi koyarlar biliyor musun? Anlatıcı: Böylelikle nefes alabilirsin. Tyler: Oksijen seni doruğa çıkarır, acil bir durumda dev panik nefesleri alırsın, aniden mutlu ve uyumlu olursun, kaderini kabul edersin, hepsi burada. Suya iniş; saatte 600 mille, anlamsız suratlar…”

Aralarında konuşma iş yaşamlarına kayar sonralara doğru anlatıcı Tyler’a bu zaman kadarki en ilginç tek servislik yol arkadaşı olduğunu söyler. Tek servislik olayı burada önemlidir, çünkü anlatıcı işi gereği seyahat etmekte ve çok sık ama tek seferlik olmak üzere insanlar tanımakta, gecelik otel konaklamalarında ve uçak yolculuklarında tek servislik ikramlarla karşılanmaktadır. Hayat hep tek servislik olmuştur anlatıcı için gelir geçicidir ve kullan at prensibi işlemektedir. Daha sonra Tyler Durden’ın kartını çıkarıp anlatıcıya verir ve oradan uzaklaşır. Uçaktan indikten sonra anlatıcı ve Tyler bavulları karıştırır ya da Tyler özellikle almıştır. İlk başta buna çok içerlenir anlatıcı; “O çantada her şeyim vardı. CK t-shirtlerim, DKNY ayakkabılarım, AX kravatlarım”, hala kendisini markalar ile özdeşleştirmekten kurtulamamıştır, ta ki taksi ile apartmanına geldiğinde dairesinin havaya uçtuğunu görene kadar. Burası bir nevi anlatıcımız için kırılma noktasıdır. Hayatı büyük paralar harcadığı ve duygusal mastürbasyonu için aldığı tüm eşyalar artık birer moloz yığınıdır. Her şeyi kendisini tanımladığı düşündüğü her şey yanıp kül olmuştur. Anlatıcımız dibe vurmuş ve sıfırdan başlayacağı bir hayat ile tanışmaktadır. Yerde bulduğu Marla’nın yanmayan telefon numarasını çevirse de karşı taraftan ses gelince telefonu kapatır, Tyler’ı arar ve tüm olaylar bundan sonra başlar.

Bu konuşmadan sonra Tyler ve anlatıcıyı bir barda görüyoruz; Lou’nun yeri. Biralarını yudumlarlarken derin sohbete başlıyorlar. Anlatıcı, hayatı ile ilgili birkaç bilgi daha vermekten çekinmiyor bize; tüketim müptelalığından bahsediyor. “Bir kanepe aldığında kendine derssin, ihtiyacım olan son kanepeydi her ne olursa olsun o kanepe problemini çözecektim, hepsine sahip olacaktım oldukça saygın bir gardıroba sahiptim, TAM OLMAYA ÇOK YAKLAŞMIŞTIM”. Sorununu kendi sözleri ile dile getirmektedir anlatıcı, tüketim ile tam olmaya çalışmaktadır, tamamen meta bağımlılığı yaşamaktadır. Kendi olmak için değil, aldığı mobilyalar için yaşamaktadır. Hala kendisini tamamlayanın kişiliği değil meta olduğu konusunda ısrarcı bir yaklaşımda. Tyler yavaşça duruma müdahale etmeye, anlatıcıyı sorularla hayatın anlamını kavramaya teşvik etmektedir.

Tyler: Yorgan nedir biliyor musun? Anlatıcı: Rahatlık.Tyler: Bir battaniye, sadece bir battaniye. Neden sen ve ben gibiler yorganın ne olduğunu bilirler. Bu gerçekten bu hayatta bu kadar önemli midir? Hayır, öyleyse biz neyiz? Bizler tüketiciyiz. Hayat boyu bir saplantıdayız; cinayet, suç, yoksulluk… Bunlar beni ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren şeyler 500 kanallı televizyonlar, kilodumda bir herifin adının yazılı olması… Ben diyorum ki hiç tamam olamaz, mükemmel olmayı bırak, haydi evrim geçirelim bırak kırıntılar nereye düşmesi gerekiyorsa düşsünler. Anlatıcı: Sanırım sigortam hepsini öder ve… Tyler: Sahip olduğun şeyler sana sahip olmayı bıraktılar.

Kulüpten çıktıktan sonra anlatıcı saatine bakar ve geç olduğunu, bir otel bulması gerektiği söyler, aslında Tyler’ı da bu yüzden aramıştır ama söylemeye cesareti hala yoktu. Tyler onun için hala bir yabancıdır ve ona karşı mesafeli davranmaktadır. Tyler gerekli cesareti anlatıcımıza verir, “ Üç sürahi bira içtik ve hala soramıyorsun, beni aradın çünkü kalmak için bir yere ihtiyacın var. Oyunu bırak ve sadece sor dostum”. Anlatıcı çekinmektedir hala “Senin için problem olur mu ?” ama cevap nettir. “Sormak senin için problem oluyor mu?”. Ama Tyler’ın bir şartı vardır; kendisine sert bir şekilde vurmasını söyler. Anlatıcı ilk başlarda bunu yapmaya çekinse de sonrasında Tyler’a vurur ve Dövüş Kulübü’nün temelleri atılmaya başlar. Kavgadan sonra her ikisi de kendisi hiç olmadıkları kadar rahat ve huzurlu hissetmektedirler. Anlatıcı bunu arada tekrarlamaları gerektiğinden bahseder.

Anlatıcı Tyler Durden’ın harabe evine taşınır; Paper Sokağı’nda harabe bir ev. Sadece kalmak için, sadece ihtiyaçları karşılayacak kadarı, daha fazlası değil. Çatısı akan bir ev, yayları fırlamış bir yatak, her yağmurda atan elektrik tesisatı, paslı borulardan akan su, kırık camlar… Yaşamak için yeterli bir yer gibi durmakta, ihtiyaç olan her şey var. İhtiyaç olan her şey diyorum çünkü ihtiyaçlar ve istekler arasında bir fark var. İhtiyaç olan yaşamak için gerekli olanlar, hem anlatıcının hem de Tyler’ın evinde ihtiyaçlara karşılık verecek her şey bulunmakta. Ama aradaki fark Tyler sadece ihtiyaçları kadarı ile takılırken, anlatıcının yangından önceki evinde isteklerinin var olması. İsteklerin sınırsızlığı ama ihtiyaçların sınırlı olması arasındaki karşıtlık da burada verilmiş durumda. Günler geçer anlatıcı işine devam ederken, Tyler da evinde sabun yapmaktadır. Akşamları stres atmak birbirleri ile kavga etmektedirler ve bu anlatıcının iş yerinde fark edilmeye başlar. Kanlı gömlekler, mor göz ve kan toplamış dudak. Bununla beraber kavgalarına artık daha çok kişi katılmakta, zaman zaman kavgalarına yeni insanlar bulmaktadırlar.

Ve Dövüş Kulübü kurulur; Lou’nun yerinde bodrum gibi bir yerde resmi olarak konuşması yapılır. Tyler ilk gece kurallarını açıkça söylemektedir.

1.Kural: Dövüş Kulübü hakkında konuşmayacaksınız. 2.Kural: Dövüş Kulübü hakkında konuşmayacaksınız. 3.Kural: Birisi dur derse, kolunu oynatırsa, dokunursa dövüş sonra erer.4.Kural: Sadece iki kişi dövüşebilir. 5.Kural: Her seferinde tek bir dövüş yapma hakkı vardır.6.Kural: T-shirt, ayakkabı yok. 7.Kural: Dövüşler sürebildiğince devam eder. 8.Kural: Eğer Dövüş Kulübündeki ilk gecenizse, dövüşmek zorundasınız.

Kulüp kuralları bir doktrin niteliğindedir. Dövüş Kulübü bir öğreti okulu olmuştur katılanları için. Bütün ilkelliği kavgalar devam ederken kulübün müritleri gün geçtikçe artmaktadır. Her bir için Tyler bir liderdir ve kendisine sonsuz bir saygı duyulmaktadır. Anlatıcı kulüpten izlenimlerle tekrar karşımıza çıkar; “Ricky; kalemleri mavi mi yoksa siyah mı sipariş verdiğini hatırlayamaz ama Ricky on dakikalığına tanrıydı”. Dövüş kulübüne katılanlar günlük hayatlarında sıradan insanlardır; ofiste memur, benzincide pompacı, markette kasiyer… Sıradan meslekler, sıradan insanlar. İş hayatının sıradanlığı ve umursamazlığı içinde yiten hayatlar. Ama dövüş kulübünde kendilerini dinleyen, adam yerine koyan birileri var. Kişi insanlığının farkına Dövüş Kulübünde varıyor. “Burada olduğunuz kadar hiçbir yerde canlı değilsiniz fakat Dövüş Kulübü sadece başladığı ve bittiği saatlere arasında var. Kulüpte tanıdığın kişi, dışarı dünyadaki kişi ile aynı değil.” Dövüş Kulübü felsefesini, içeriğini biraz daha açıklamaktadır. “ Dövüş kulübü kazanmak veya kaybetmek değil, kelimelerden ibaret değil, isterik bağırışlar dillerde bir pentecostal kilisesi gibi. Dövüş bittiğinde hiçbir şey çözülmez, fakat hiçbir şey sorun değildir”. Dövüş Kulübünde “kapitalist sistemin çürüttüğü ruhlar ve çeşitli sorunları bulunan insanlar dövüşerek yeniden ruhlarını kazanır ve gerçek yaşama başlar.”

Tyler Durden, anlatıcı ile aralarında geçen diyaloglar kendini tanıtmaya, hayat felsefesi ile ilgili görüşlerini sunmaya devam eder. “Kendilerini jimnastik salonuna kapatan Calvin Klein veya Tommy Hilfiger’e benzemeye çalışan heriflere acıyorum. Bir erkek böyle mi görünüyor. Kendini geliştirme bir çeşit mastürbasyon ve kişinin kendisini imhası”. Marla, Tyler ve anlatıcı arasındaki duygusal ilişkilerden bahsetmeyeceğim.
çalışan biridir aslında; Aldıkları ile kişiliğini oturtmaya çalışan biridir ve burada kişiliğin metalaşması sorunu belirmektedir. Aslında kişiliğin soyut bir kavram ve bir öz halinde olması gerekirken, anlatıcı kendisini aldıkları ile özdeşleştirmeye çalışmaktadır, bunu daha sonraki konuşmalarında da görebileceğiz.
Başka bir diyalog sahnesi Tyler ile anlatıcının sabun yapımı sahnesidir. Tyler Durden anlatıcının elini bir kimyasal ile yakarken aralarında geçen konuşmayı vermek istiyorum. “Acıyla kal, merkeze ittirme. Acı olmadan kurban olmadan hiçbir şeyimiz olmazdı, bu senin yanan elin, hissettiğin vakitsiz aydınlık”. Devamında ise tanrı hakkında konuşmaya devam diyor Tyler Durden, “Babalarımız bizim tanrı modellerimizdi, eğer babalarımız kefaletse, bu sana tanrı hakkında nasıl bir fikir verir. Tanrının seni sevmediği ihtimalini düşünmelisin. Seni hiçbir zaman istemedi, her ihtimalde senden nefret ediyor. Bu olabilecek en kötü şey değil. Ona ihtiyacımız yok. Biz tanrının istenmeyen çocukları mıyız ?”. Tyler Durden bir yandan tanrının kendileri ile ilgilenmediğinden dem vururken, diğer yandan onu dışlamaya, inkâr etmeye çalışmakta. Ve Tyler devam eder, “İlk önce vazgeçmelisin, ilk önce bilmelisin ki bir gün öleceksin, korkmamalısın”, “Sadece her şeyimizi kaybettiğimizde her şeyi yapmaya özgürsündür”.

Geçen diyaloglardan Tyler karakteri üzerinde duralım biraz da; düşündüğünü pat diye söyleyen, özgürlükçü, sınırlarını kendi çizen, totalitarizme sonuna kadar karşı, bağlanacağı bir şey olmadığı için; sadece kendine karşı sorumluluğu olduğu için kendi başına biri. Tam bir birey olma yolunda ilerleyen kişilik. Anlatıcının içten içe imrenerek baktığı, kıskandığı kişi. Dövüş Kulübü müritleri için bir lider ve kahraman. Mesela kulübün toplandığı mekânı kurtarmak adına mafyaya karşı gösterdiği tavır, Lou’dan bilerek dayak yemesi onu kulüp üyelerinin gözünde tam bir lider durumuna getirir. Tyler içinde bulunduğu hayatı daha doğrusu diğerlerinin içinde bulunduğu hayatı eleştirmektir, anarşist bir kişiliktir. Günümüz insanoğlu için bakın ne diyor, “Bizler tarihin ortasındaki çocuklarız, amaç veya mekân yok. Büyük bir savaşımız yok, bir depresyonumuz yok – burada 1929 buhranına gönderme var- bizim büyük savaşımız ruhani bir savaş, bizim depresyonumuz kendi hayatlarımız” devam ederken popüler kültür anlayışına giydirmeden durmaz. “Hepimiz televizyonlarda görüyoruz, inanıyoruz ki bir gün hepimiz milyoner olacağız veya film tanrıları veya rock yıldızları, fakat olmayacağız. Yavaşça bunu öğreniyoruz ve çok sinirleniyoruz”. “Tyler popüler kültürü suçlamakta ve medyayı kontrol edenlerin insanlara belirli bir kültürü, belirli zevkleri dayattıklarını söylemektedir”

İnsanların gerçekten kendileri olup olmadığı konusunda bize ipuçları vermekte Tyler Durden. Mayhem Projesi için gerekli orduyu toplarken, bir yandan da onları aydınlatmaya çalışıyor. Adı geçmişken Mayhem Projesi hakkında da konuşmamız gerekiyor çünkü filmin sonu bununla ilgili gelişmelerle ilgili. Mayhem Projesi tüm finansal kurumların, bankaların yok edilerek hesapların yeniden sıfırlanması, insanların maddiyata değil öz niteliklerine uygun yaşayacakları bir dünya için girişimlerde bulunmak. Tyler bu eşitliğin getireceği karışıklığın da fazlası ile bilincinde. Evet, Tyler ordusunu toplarken onları yaptıkları göreve motive etmek için sloganlarını da eksik etmiyor. “Sen için değilsin bankada ne kadar paran olduğu değilsin, sürdüğün araba değilsin, cüzdanındakiler değilsin. Sen şarkı söyleyen dans eden dünyanın bokusun”, “Sizler özel değilsiniz, güzel veya eşsiz kar taneleri değilsiniz. Sizler aynı organik maddelerden başka bir şey değilsiniz, sıradansınız, aynı çürümüş yığının parçalarıyız”. Bu arada Tyler bunları söylerken projede yer alan her üyeyi de uzay maymunu olarak adlandırmakta. Uzay maymunu deyince bilenler vardır, karikatürlerde bile çıktı zamanında; “benim için küçük ama insanlık için büyük bir adım”. Burada işte o adımlara gönderme yapıyor Tyler Durden ve diyor ki “Maymun, uzaya gönderilmek için hazır, Mayhem projesi için kendini kurban etmeye hazır”. Her ne kadar onlara yeni bir ışık olsa da, kendine tapan bu gurubu küçümsemekten çekinmiyor.

Bir de sabun yapımından bahsetmiştik. Dövüş Kulübü kendisini finanse etmesi için yapılan sabunlar; bir sahnede Tyler ve anlatıcımızı bir liposuction merkezinden atık yağları çıkarırken görüyoruz. “Tuz dengesi tamamen doğru olmalı ve sabun yapmak için en iyi yağ insanlardan gelir, dünyadaki en sengin ve kremli yağ”. Anarşik yapılanmayı finanse etmek için kapitalizmin kendisini kullanmaktalar, kapitalizmin kendi kendisini bitireceğine bir göndermedir.

Anlatıcı filmin sonunda Tyler’ın aslında bilinçaltında var olan bir kişilik olduğunu, kendisi ve Tyler Durden’ın aynı kişi olduğunu anlar. Bunu Tyler da desteklemektedir. “Senin görünmek istediğin gibi görünüyordum, senin düzüşmek istediğin gibi düzüşüyordum, yakışıklıyım, yetenekliyim, en önemlisi özgürüm.” Bundan sonra hikâye tamamen çözülür, anlatıcı git gide kontrolden çıkan Tyler’ı yok etmek için ağzına tetiği çeker ve kendisini yanağından vurur. Filmin son sahnesi Marla ile el ele yüksek bir binadan yıkılan finans binalarını izlerken, kendisine söylediği sözdür. “Beni, hayatımın en tuhaf anında tanıdın.”. Bu yazıyı yazarken filmi tekrar izlemiş gibi oldum ve filmin sonunu hem anlatıcının hem Tyler’ın söylediği bir sözle kapamak istiyorum, “This is your life, and it is ending one minute at a time”.



BURADAN ALINTIDIR



------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

DİĞER LİNKLER:


SİNEMABLOG


SİVRİSİNEMA.COM

  




 

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder